Faydalı Bağlantılar
Tarot Falı | Tarot Falı Bak | Fal Bak

Tarot Falı


Tüm Düşünülebilir Rastlantılar

Tüm Düşünülebilir Rastlantılar

Boltzmann’ın bu tartışmaya önemli katkısı 28 Şubat 1895’de yayınlanan Nature’da, “Gazlar Teorisinin Kesin Sorunları Üzerine” gibi oldukça sade isimli bir makalede geldi. Burada Boltzmann, daha önce üzerinde durduğu, “Termodinamiğin İkinci Yasası” denen şeyin aslında sadece bir olasılık ifadesi olduğunu tekrarlar. Daha sonra, nitrojen ve oksijen gazlarını içeren bir kutuda, tüm oksijenin kutunun bir tarafına, tüm nitrojenin ise kutunun diğer tarafına toplanarak, kendini ayrıştırma olasılığını, H harfiyle ifade ettiği olasılıkla ilişkili bir hesap üzerinden tartışır; bu kabaca entropinin tersidir, dolayısıyla “H’nin azalma olasılığı artma olasılığından her zaman daha fazladır.” Boltzmann 6000 kere atılan zar örneğini kullanır: “belli bir sayıyı tam olarak 1000 kere atacağımızı kanıtlayanlayız; ama atış sayısının oranının, ki bu sayı atışların toplam sayısı olacaktır, biz daha sık attıkça daha fazla 1/6’ya yaklaşacağını kanıtlayabiliriz.” Ama ard arda birkaç zar atışında gelebilecek aynı sayıyı elde etmeye karşılık gelen beklenmeyen sapmalar gerçekleşebilir. Bunlar Boltzmann’ın H parametresi değerinin tepe noktalarıdır; Boltzmann istatistiksel görüşleri karışık gazla dolu bir kutunun kendini ayrıştırmasının çok zor bir ihtimal olduğunu göstermek için kullanır ve evrenin “tüm enerjinin dağıldığı… bir duruma eğimli olmak zorunda olduğu” ısı ölümü fikrini onaylar. Daha sonra, tam görüşü tamamlanmış derken, tam bir soğuk duş etkisi meydana gelir:
Bu makaleyi eski asistanım Dr Schuetz’ün bir fikriyle sonuçlandıracağım.

Tüm evrenin, termal dengede ve sonsuza kadar o şekilde kalacağını varsayarız. Evrenin bir (sadece tek) bölümünün kesin bir durumda olma olasılığı, bu durum ne kadar termal dengedeyse o kadar azdır; ama bu olasılık evrenin kendisinden de büyüktür. Eğer evreni yeterince büyük varsayarsak, herhangi bir durumda (ancak termal denge durumundan çok uzak) olan bağıntılı küçük bir parçanın olasılığını istediğimiz kadar büyük yapabiliriz. Aynı zamanda olasılığı o kadar büyük yapabiliriz ki, tüm evren termal dengede olsa bile dünyamız şimdiki durumunda olur. Dünyamız termal dengeden o kadar uzaktır ki, böyle bir durumun olasılıksız lığını hayal bile edemeyiz denilebilir. Ama başka bir yönden, bu dünyanın tüm evrenin ne kadar küçük bir parçası olduğunu hayal edebilir miyiz? Evrenin yeterince büyük olduğunu varsayarsak, dünyamız gibi küçük bir parçanın şu anki durumunda olma ihtimali, artık küçük değildir.

Eğer bu varsayım doğruysa, dünyamız termal dengeye dönerdi; ama tüm evren çok büyük olduğu için, ileriki bir zamanda başka bir dünyanın bizimkinin şu an yaptığı gibi termal dengeden uzağa sapma ihtimali olabilirdi. O zaman sözü edilen H eğrisi, evrende neyin olduğunun bir göstergesi olabilirdi. Eğrinin tepe noktalan görünür hareket ve yaşamın varlığını temsil edebilirdi.

Dolayısıyla Boltzmann dalgalanmalarına* aslında gerçekten “Schuetz dalgalanmaları” denmeli! Her iki türlü de, eğerBoltzmann’ın “evren” terimini bizim Çoklu Evren’le ve onun “dünyasını” bizim Evren ile değiştirirsek, Çoklu Evren’in çağdaş düşünceleriyle doğrudan alakalı bir bölümün 1895’de yayınlanan bir makalede bulunması şaşırtıcıdır. Hatta makale örtülü bir biçimde belki de bilinçsizce, antropik bir düşünce içermektedir. Bizim gibi gözlemciler sadece böyle dalgalanmalarda var olabilirler, dolayısıyla kendimizi böyle bir dalgalanmada bulmamıza şaşmamak gerekir.
Tohum Schuetz tarafından ekilmiş olsa da, fikri Boltzmann sahiplendi ve var gücüyle savundu. 1897’de şöyle yazdı:
Bu bakış açısı bana, birinin İkinci Yasa’mn geçerliliğini ve her dünyanın ısı ölümünü tüm evrende kesin bir başlangıç durumundan son duruma doğru tek yönlü bir değişiklik başlatmadan anlayabilmesinin tek yolu olarak gözüküyor. Küçük bir parçanın yaşadığını açıklamak için evrenin bu kadar büyük bir kısmını ölü olarak hayal etmenin ekonomik olmadığı ve anlamsız olduğu itirazının geçersiz olduğunu düşünüyorum. Eterle dolu uzayın çok fazla ve yaşamla dolu olanın çok az olduğu düşünülemeyeceği temelinde, Güneş’in Dünya’dan 20 milyon mil uzakta olduğuna inanmayı tamamen reddeden bir kişiyi çok iyi hatırlıyorum.