KUANTUM DÜNYA GÖRÜŞÜ

KUANTUM DÜNYA GÖRÜŞÜ

Bizler müzisyenleriz.
Ve bizler düşlerin düşleyicileriyiz…
Ancak bizler, sonsuza dek gibi gelse de hareket ettirip kanştınnz dünyayı.
Bizler çağlar boyu yeryüzünün gömülü geçmişinde Tiinova’yı iç çekişlerimizle Babil’i neşeyle kurduk;
Ve onları yeni dünya için Kehanetimizle yıkan yine bizleriz;
Her çağ bir düştür ölmekte olan Ya da doğmaya hazırlanan.
O’Shaughnessy’nin şiirinde, söz edilen müzisyenler ve düşlerin düşleyiçileri, bizlere değişik görüler kazandıran, yaşamsal beceriden daha büyük bir hissetme ve her olgunluktaki düşü ifade edebilme yeteneğine sahip şairler, yazarlar ve filozoflardır.

Kaside.
Fakat her birimiz, bilfhcimizin doğası ve gereksinimi gereği deneyimlerimizle bütünleştiğimizden dolayı az da olsa kendimize ait bir görüye sahibiz. Bir çocuk çamurdan çömlek yaptığında ya da bir adam bir karar verdiğinde bir anlamda hepimizi birleştiren görünün (dünya görüşümüzün) bir öğesini yaratıcı bir şekilde keşfetmiş olur. Çocuk, dünyasının parçala nnı bir araya getirdiğinde ve adam, yaşamının anlamı konusunda meraka kapıldığında bu böyledir. Rilke’nin dediği gibi, her birimiz “görünmeyenin birer ansıyız.” Bu bizim yaratıcılığımızın anlamı ve korkunç sorumluluğudur.

Çocuk dünyasını tam olarak bir araya gevremeyebilir; adam da yaşamının anlamını birçok sözcükle ifade edemeyebilir. Dünya görüşü, çoğumuz için yaşanan bir hakikattir, pek takdir edemediğimiz ve pek ender tanımladığımız bir şeydir. Hatta, bunu yapmaya ancak eğer bir şeyler yolunda gitmezse, dünya görüşümüzün yetersiz kaldığı ya da değiştiği noktada yöneliriz. Ancak o zaman bunun bilincine vanrız.

En kişisel düzeyde, dünya görüşü, yaşamı boydan boya kaplayan, görünürde apayn parçalan bir araya getirip onlan tutarlı bir bütünde toplayan bir bağdır. Almış olduğumuz kararlann veya eylemlerimizin bir anlamı olup olmadığı konusunda belli bir modeli hissederek izleriz. Yetişkin yaşanılanınızın çocukluğumuzla, başarılarımızın gençlik hayallerimizle veya anne baba olarak beklentilerimizle nasıl bir bağ içinde olduğunu, eğlencemiz, kazancımız ve işimizin bize layık olup olmadığını sorgulanz. Bu kişisel düzeyde, insan dünya görüşünde bir tutarsızlık hissederse o zaman yaşamı parçalanır. Böyle bir kişi için “yön duyusunu yitirdi” ya da “kim olduğunu bilmiyor” deriz.

Böyle yaşanan yabancılaşma, benliğe duyulan yabancılaşmadır. Daha toplumsal düzeyde ise bir dünya görüşü başkalarıyla olan ilişkimizin birçok öğesini bir araya toparlar. Bu hem bizi tanımlayan en yakın ilişkilerimiz hem de önemli bir yanımızı oluşturan yakın arkadaşlarımız, iş arka daşlanmız, komşulanmız, “insanlarımız” aynı heves ya da merakı paylaştıklarımız, ülkemiz ve kültürümüz, daha genel grup ve sosyal ilişkilerimiz için geçerlidir. Her birimiz birey olarak kendimizin başkalarının eylemleri, ilgileri ve beklentileriyle nasıl bir bağ içinde olduğumuzu sorgularız. Sevdiğimiz birine bakıp onun özlemleriyle aramızdaki bağı görürüz, bir arma, bir bayrak ya da bir tablo gördüğümüzde, bir ilahi, bir milli marş ya da bir müzik duyduğumuzda kendimizde bir çeşit tepkinin uyandığını hissederiz. Bunlan kendimize mal ederiz, çünkü bunlar bizim ne olduğumuzu ifade ederler.

Bu toplumsal düzeyde, eğer birisi tutarlı bir dünya görüşü hissetmemeye başlarsa kendi benliği ve başkalannın anlayışı parçalanır. Bu, hem ait olma duygusunu hem de böylesi bir duygu parçalanmasının doğal sonucu olarak ahlâk değerlerini etkiler. Böyle durumlarda kendimizi “yalnızlar”, “dışarıdakiler” ya da “uyumsuzlar” olarak hissederiz. Burada yaşanılan yabancılaşma, en geniş anlamıyla topluma karşı hissedilen bir yabancılaşmadır.

Benzer Yazılar

Leave a Reply