Faydalı Bağlantılar
Tarot Falı | Tarot Falı Bak | Fal Bak

Tarot Falı


Evren’in üç boyuttaki düzgünlüğü

Yıldızlar

Evren’in üç boyuttaki düzgünlüğü, iki boyutta masamın üstünde yayılmış bir kağıt parçasının düzlüğüne eşdeğerdir. Dünya’nm yüzeyi aşağı yukarı iki boyutlu bir yüzeydir; bu anlamda bir düz kağıt parçası gibidir ve kendi etrafında küre oluşturacak şekilde bükülüdür. Kapalı bir yüzey olduğu söylenir, çünkü uçları yoktur ve eğer yüzey üzerinde bir doğrultuda giderseniz, sonunda başladığınız yere dönersiniz. Genel görelilik teorisinin bize söylediği, bu üç boyutlu uzayın aynı şekilde bükülebilir olduğudur ve bu öngörüler ışığın Güneş gibi büyük nesnelerin yakınından geçerken büküldüğü gözlemleriyle onaylanmıştır. Bu bükülme aslında ışığın kavisli uzay boyunca en kısa yolu takip etmesinin bir sonucudur. Üç boyutta, bir kürenin kapalı yüzeyinin karşılığı kapalı bir evrendir ve o da aynı zamanda yanları olmayan ve bir doğrultu yönünde gittiğinizde, sonunda başlayacağınız yere döneceğiniz, kendi etrafında bükülmüş bir şeydir.

Böyle bir evren çok büyük bir kara deliğe benzer. İki boyutta diğer bir olasılık, her yönde sonsuz uzayan bir semer veya dağ geçidi gibi şekillenmiş bir yüzeye sahip olmaktır. Bu, sonsuz olduğu için uçsuz olan, bir doğrultuda gittiğinizde aynı yeri iki defa geçmeyeceğiniz açık bir yüzeydir ve üç boyutta karşılığı açık bir uzaydır. Eğer hiç kozmolojik sabit olmasaydı, kapalı bir evrenin genişlemesinin son durağı kendi üzerine çökeceği bir gün olurdu. Açık bir evren genişlemeye mahkumdur ve eğer kozmolojik sabit olursa, kapalı bir evren de sonsuza kadar genişleyebilir.
Oç boyutlu uzayın şekli, içinde bulunan maddenin (ya da madde ile enerjinin toplamının) yoğunluğuna bağlıdır, dolayısıyla bu şekilde anlatılan kapalı, düz ve açık evrenler kesinlikle önceden anlatılan, genişleyen Evren’in üç mümkün kaderine karşılık gelir, ki burada düz evren kritik yoğunluğun O = 1 olmasıdır.

Genişleme evrendeki düzensizlikleri giderir ve onu daba düz hale getirir. Buruşuk yüzeyli kuru erik, yaygın bir benzetmedir. Kuru erik suya konulduğunda ve şiştiğinde, buruşukluklar gider ve meyvenin yüzeyi daha düz olur (bu insan yüzündeki buruşuklukları gidermek için yapılan bazı güzellik tedavilerinin arkasında yatan prensiple aynıdır). Eğer kuru eriğin Dünya kadar büyük olduğunu hayal ederseniz, yüzey gerçekten çok düz olur ve yüzey üzerinde yürüyen biri için bunun bükülmüş olduğu hiç de belli olmaz, tıpkı atalarımız için Dünya’nm düz değil yuvarlak olduğunun belli olmaması gibi.

Evren’in uzaysal düzlüğünün en iyi açıklaması, buna oldukça benzer bir şeyin Evren doğduğunda, varlığının ilk saniyesinde olduğudur. O zaman da, şimdiki A alanının büyük, ama kısa ömürlü karşılığı, bir saniyeden çok daha kısa bir sürede tüm görünen Evren’i birçok ve birçok kez ikiye katlayacak büyüklükte çarpıcı bir genişleme üretti. Belirli sebeplerden dolayı, bu sürece şişme (enflasyon) denir ve beşinci bölümde anlatılacaktır. Enflasyonun sonunda Evren, hâlâ bir saniyeden gençken, neredeyse çok düz hale geldiği (bu aynı zamanda neden ü = 1 olduğunu açıklıyor) sıcak, genişleyen bir ateş topuydu ve galaksilerin büyüyebileceği tohumları sağlayan sadece çok küçük düzensizlikler kalmıştı. Şişmeyi daha sonra detaylı bir şekilde tartışacağım halde, aklımızda bulundurmamız gereken bir şey var: Bütün süreç Evren’in düzlüğü ve pürüzsüzlüğünü açıklıyor olsa da, içinde daha fazla düzensizlikler olan ve il’nın l’den oldukça farklı olduğu bir evren bırakacak şekilde daha erken durabilirdi. Hâlâ, bu bakımdan, evrenlerin bir tercihi söz konusudur.

Galaksilerin kümelerde toplanışı sayesinde bugün Evren’in yumruluğunu hesaplayabiliriz. Galaksi kümeleri, içinde belki de, tıpkı bizim Samanyolu gibi, yüz milyarlarca yıldızdan oluşan binlerce galaksinin olduğu gruplardır. Galaksiler kümede kütleçekim sayesinde bir arada dururlar, ortak kütle merkezleri etrafında dönerler ve hareket ettikleri hız Doppler etkisi ile hesaplanabilir. Bu bilgiyle galaksilerin, kurtulmak, dolayısıyla da kümelerin yok olması için ne kadar hızla gitmeleri gerektiğini hesaplamak kolaydır. Bu durumda tüm kümeye belirli bir enerji verilmesi gerekir ve bu işi yapması beklenen enerjinin miktan galaksilerin kütleçekim ile birbirlerine ne kadar sıkı bağlı oldukları hesabıdır, ki bu da Evren’in pürüzsüzlükten ne kadar sapacağının hesabıdır.

Bu enerji sonra kümenin toplam enerjisiyle yani Einstein’m E=mc denkleminden belirlenen “durgun kütle enerjisi”yle karşılaştırılır. Evrenin dört bir yanında, baktığımız her doğrultuda ve araştırılmış bütün büyük kümelerde, bu iki enerjinin oranı yüz binde birdir. Bugün Evren’deki ortalama yoğunluktan en büyük sapmalar sadece ortalamanın 10 5’idir (0,00001). Dünya büyüklüğünde bir kürede bu, 60 metreden yüksek olan tepelerin olmamasına karşılık gelir. Bu 10 5 sayısı, pürüzsüz kozmik denizde ne kadar küçük dalgalar olduğunun ölçüsüdür.

Galaksiler, maddesel Evren’in yığınını oluşturan kara maddenin görünür tek izidir. Tıpkı Noel ağacındaki ışıkların ağacın nerede olduğunun ana hatlarını vermesi gibi, kara maddenin büyük yoğunluğunun nerede olduğunun ana hatlarını verirler. Bu demektir ki, içinde galaksi kümelerinin oluştuğu “çukurlar” kara maddenin yoğunluğunda, ortalama yoğunluğu sadece yüz binde biri kadar yükselten küçük sapmalardır (ortalama yoğunluğun 1,00001 katı). 21. yüzyılın ilk on yılında gözlemsel kozmolojinin en büyük başarılarından biri, kozmik ardalan ışımasındaki düzensizliklerin tam bu büyüklükte, yüz binde bir olduğunun saptamış olmasıdır. Bu demektir ki, bu düzensizlikler, yani galaksi kümelerinin büyüdüğü tohumlar, Evren gençken çok uzun zaman önce oluşturulmuştur.

Düzensizliklerin farklı bir büyüklükte olduğunu varsayın. Eğer kritik sayı 10 5’ten küçük olsaydı, düzensizliklerin gelişmesi daha zor olurdu. Eğer 10’6 (şimdiki değerin onda biri) kadar küçük olsaydı, yıldız ve galaksilerin büyümesi imkânsız olurdu. Diğer taraftan, eğer rakam çok daha büyük olsaydı, bir yapı için oluşmak çok daha kolay olurdu, çünkü maddenin çok büyük yoğunluğu çok hızlı oluşurdu ve galaksiler oluşup yaşamın evrimleşmesine olanak vermeyecek dev karadeliklere çökerdi. Eğer sayı 10^ (Evren’imizinkinin on katı) olsaydı, yine enteresan olurdu: Her birinin bütün galaksi kümesindeki madde kadar madde içerdiği büyük galaksiler olabilirdi. Ama eğer sayı 103 (Evren’imizinkinin yüz katı) olsaydı, sadece karadelikler ve ışıma olurdu.

Bir kez daha komik bir rastlantıyla yüz yüzeyiz. Fizik yasalarından, Evren’in neden Büyük Patlama’dan (şişmeden sonra) dolayı bu kozmik sayının herhangi bir değeriyle oluştuğu açık değildir; ama galaksilerin, yıldızların ve insanların var olmasına olanak verecek aralıkta bir değere sahiptir. Daha küçük dalgacıklarla enteresan hiçbir şey olamazdı; daha büyük dalgacıklarla evren çok daha vahşi olurdu.

Benim için kozmik rastlantıların listesi, tüm delillerimi sunmada neredeyse yeterince uzundur. Ama Çoklu Evren için çıkaranlara göz atmaya devam etmeden önce, bir başka acayiplikten, Evren hakkında daha temel bir gariplikten söz etmek istiyorum. Neden bu dalgacıklar ve şimdiye kadar tartıştığım her şey, üç boyutlu bir uzayda yer almalıdır?